Kanser, modern çağın en çok korkulan hastalıklarından biri. Ancak Dr. Hakan Özkul, “Sen İstersen” programında kanserin kader olmadığını, çevresel ve yaşam tarzına bağlı faktörlerin büyük rol oynadığını vurguladı.
Program sunucusu Nur Viral’in sorularını yanıtlayan Dr. Özkul, genetik faktörlerin sanıldığı kadar etkili olmadığını söyledi:
“Aileden gelen genetik geçişle oluşan kanserlerin oranı sadece yüzde 5 ila 10’dur. Geri kalan büyük çoğunluğu çevre, yaşam tarzı ve beslenme gibi etkenlerden kaynaklanır.”
Kanserin En Büyük Nedeni: Yaşam Tarzı ve Çevresel Faktörler
Dr. Hakan Özkul, kanserin oluşumunda en belirleyici unsurlardan birinin yaşam tarzı olduğunu belirtti.
- Tütün kullanımı, başta akciğer kanseri olmak üzere pek çok hastalığın temel nedeni.
- Hareketsiz yaşam (sedanter yaşam) ve obezite, kanser gelişiminde etkili faktörlerden.
- Kötü beslenme alışkanlıkları, özellikle işlenmiş gıdalar (fast food ve paketli ürünler), hücre mutasyonlarını tetikliyor.
Dr. Özkul’a göre, yalnızca bu risk faktörlerini kontrol altına almak bile kanserin %30–40 oranında önlenmesini sağlayabiliyor.
Genetik Değil, Epigenetik Faktörler Etkili
Dr. Hakan Özkul, genetik yatkınlıktan çok epigenetik faktörlerin önemine dikkat çekti:
“Genetik yapımız değişmese bile yaşam tarzımız, stres, beslenme şekli gibi epigenetik faktörler genlerin nasıl çalışacağını belirler.”
Bu noktada fitoterapinin (bitkisel tedavi) devreye girdiğini söyleyen Dr. Özkul, tıbbi bitkilerin genleri koruyucu ve onarıcı etkilerinin bilimsel olarak kanıtlandığını belirtti.
“Fitoterapi yalnızca hastalığı tedavi etmede değil, genetik seviyede koruma sağlamada da büyük önem taşır.”
Fitoterapinin Önleyici Gücü
Dr. Özkul, tıbbi bitkilerin yalnızca mevcut hastalıklarda değil, kanserin oluşumunu engellemede de etkili olduğunu vurguladı.
Bu bitkisel tedaviler, hücresel düzeyde bağışıklığı güçlendirirken vücudu toksinlerden arındırıyor ve genetik dengeyi destekliyor.
Dr. Hakan Özkul’un ifadesiyle:
“Fitoterapi, tıbbın tamamlayıcı bir unsuru olarak sadece tedavi değil, koruyucu sağlık anlayışının da merkezinde olmalı.”